Lâl Bebek

Gittik biz!

Nerede miyiz? Bir tık : )

1 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Yeniden

Gökşen hanim nasil diyeceğimi bilemedim
Söyle söyle rahat ol Yıldız. Ne zaman gidiyorsun?
Cumartesi
biiiiiiiippp

Bünye alıştı her yazı böyle geçirmeye.

Hatta annemlere taşınırken yanımda götüreceğim bavul hıncahınç dolmadı diye mutlu bile oldum. İyi ki yaz dedim, eşyalar çok yer tutmuyor.

Gülmeyin, önemli bir şey benim için; kış olsa mesela paltosu var, çizmesi var, hırkası var, şapkası var, beresi var… Bir de tüm bunların versiyonları var elbet, iş hayatından sebep.

Tecrübenin getirdiği rahatlık Lâl’in de biraz olsun büyüyüp derdini anlatabilmesiyle birleşince uyukumu kaçıracak bir durum yok sanki.

Ya da bunu konuşmak için erken mi acaba? Sabah pörtlemiş gözler ve kafamda soru baloncuklarıyla uyanır mıyım acaba? Göriciiiiz!??

3 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Yağmur

bir şehri

tam kalbinden

 beyninden

vurup gitmek

var aklımda

bir yağmur

çok uzaklardan

çağırıyor

gelirsen

severim diyor.

—————————————————————————————————————————–

sabahtan beri dilimde bu şarkı

öğlen ışıl ışıl güneşin altında bir yemek

ofise dönünce bardaktan boşalırcasına yağan yağmur

 “secret” bu mu?

 çağırdıklarım gelir mi?

 dinlemek için bir tık.

2 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Kendine kendine : )

Kendisine gelen hediye paketini açar ve üzerine tutar.
[Hmmm güselmiiiş…. beyendiim… gule gule giyim ben]

Teyzesini ziyaretimizin ardından kapıda herkese el sallar
[Hoççakalııın, gule guleeee…  yine geliym ben]

Yorum Yok Bu Yazıyı Diggle!

Gezi notları

Hepi topu 1.5 gün süren Beypazarı gezimize bunları da sığdırdık…

Ananne evinden geriye kalan…

Dayı evinden notlar…
Baby tv dışında, gerçek dünyada inek görmek Lâl’i çok heyecanlandırdı, hala durup durup mööö’lüyor : )

Kuzenimin oğlu Emir, Lâl’le ilk karşılaşmalarında öpmek istedi. Henüz alıştırma turunu atlatmayan Lâl’in üzerinde bu davranış panik yarattı. Öyle ki; bazı geceler sayıklıyor [Emmiiy şakın öpmee – işaret parmağını iki yana sallayarak-]

Lâl ilk defa meyvayı dalından kopararak yedi. Resimli kitaplar dışında ağacın meyva veriyor olmasına şaşırmış olsa gerek ki, inana kadar birer ısırık alıp kalanını bana vermek suretiyle bütün bir ağaçtaki erik ve çağlayı kemirdi.

Çocukluğumuzda İsmet Amca’dan yediğimiz güveç lezzetinden birşey kaybetmemiş, yine güveç çömleğinin dibini gördük : )

Geceden notlar…

Bağ evinde sazlı-sözlü, kimi zaman gözü nemli olduk.

Gelenekleri tanıtmak için yapılan temsili kına gecesine eşlik ettik. Uçan da kuşlara haber ettik ben annemi özledim dedik.

Bağevi işletmecisinin babası 82 yaşındaki Mehmet dedenin yöresel oyunlarını tanıtmak için hala masa masa oynamasına hayret ettik. Ellerinden öperiz dedik. Yine de öptürmem elimden de sizin yaşınıza inerim ben demesine güldük geçtik.

Yedik, içtik, güldük, söyledik… bu da bize yetti demedik. Kalan birkaç masaya şimdi sıra bizim eğlencemizi anlatmakta dedik. Gitarını tıngırdatan Serkan’ı sahneye davet ettirdik. Bezginiz üstelik adamakıllı sarhoşuz dedik, gesi bağlarında yitirdiklerimizi söyledik, yeter ki ıslak ıslak bakma öyle dedik… İlk defa o gece karşılaştığımız insanların kalplerine dokunduk… Ağladık ve ağlattık.

Kültür turumuz
Tarihi Beypazarı evlerini ve müzesini gezmeden dönmeyiz dedik. Gümüşçülerde kendimizden geçtik, lâl taşıyla süslendik : )

Dönüş
Bu kadar neşeli geçirilen saatlerin bir bedeli olmalıydı mutlaka, oldu da : )
Lâl, önce Emir’lerin arabasıyla gitmek için, sonra araba koltuğuna oturmamak için, sonra önümüzde seyreden Serkan’ın arabasına geçmek için, sonra anannesini yanına istediği için, dağ yollarında sözüne kanıp annanneyi bizim arabamıza transfer etmemize rağmen mutlu olamadığı için ve daha hatırlayamadığım bir dolu sebepten yaklaşık 3 saatini ağlayarak geçirdi.
İşte son saatlerimizin özeti, iki resim arasındaki sonsuz farkı bulun lütfen :)

3 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Çocuklardık. Beypazarı’nda.

İçimde büyüttüğüm özlemmiş, çocukluğuma özdeş.

O eskiden dut ve kiraz ağaçlarıyla çevrili bahçeden girince zaman makinasına girmişim sanki.

    [Çocuklaaaar… çabuk inin o ağacın tepesinden büyükbabanız görürse kızacak karnınız ağrıyacak diye] zira sabırsızdık biz, olgunlaşmayan meyvaları yemek isterdik.

    [Gökşeeen… kızım tırmanmayın duvarlara kardeşlerine kötü örnek oluyorsun][Çocuklaaar dut silkiteceğiz, tutun şu çarşafın ucundan…]

    [Asmaların küçük, ince yapraklı olanlarından toplayın e mi kızım, etli dolmaya ince yaprak yakışır. ]

Hatırlayabildiğim en az onbeş sene olmuş…

Arnavut kaldırımlı yollar asfalt olmuş…

Evin karşısında caminin yanındaki boş arazi çocuk parkı olmuş…

Lâl salıncakları görünce ne sevindi… Oysa biz ağaç gövdelerinden salıncak yapardık, merdivenlerden kaydırak… Tornetimiz vardı bizim, sokağın bir ucundan diğerine kendimizi bıraktığımız…

“Sadık bakkal” - adı üstünde- hala yerinde ama külahta satmaz olmuş çekirdeği, çağa ayak uydurmuş belli, ambalajlı paketler almış külahların yerini…

Düştük yola, çocukluğumuza… Vardık Beypazarı’na… Evin kapısı açık yine sonuna kadar, hiç kapanmazdı ki zaten.

Ananneciğimin sesi kulağımda “Gök kızım hoşgeldin”… Köşesinde pirinç ayıklıyor yine.

Büyükbabam takmış yakın gözlüklerini gazetesini okumakta… Kaldırdı kaşlarını uçuk gülümsemesiyle uzattı elini… öpüp başıma koyayım diye… Cebinde mutlaka Ülker Napoliten çikolata, öpüp alnıma koyduğum elini öptükten sonra uzattığı… Böyleydi onun özlemini ifadesi…

Kaç çocuktuk bilmiyorum. Hiç sayılmazdı yemek öncesinde sofraya kaç tabak koyalım diye. Defalarca sofra kurulurdu herkes yiyene kadar. Masaya ilk oturanla son oturan grup arasında bir öğün bile geçerdi de kimse şikayet etmezdi o günlerde… Şimdi öyle mi?

Evin girişinde aynanın kenarına anneciğimin iliştirdiği büyükbabamın el yazısıyla vasiyeti…

“evlatlarım” diye başlayan… “birbirinizle husumet, kırgınlık yaşamayın…” diye devam eden, “eşime, çocuklarıma, damatlarıma ve torunlarıma hakkım helal olsun” diye biten… beni de bitiren… heeey gidi Hüseyin Özkan dedirten…

Koca eve geldik işte biz. Kucağımda kızım. Yanımda eşim.

Küçük Gök kızın ve eşi, kara oğlun, diğer torunlarınla beraber… Hep sizi andık, hep sizi söyledik…

Bir yanımız eksik kaldı yine de. Cıvıltımız buruk. Keşke dedik eski gibi olsak yine, tastamam.

Ne de olsa…

 

Çocuklardık
parlak yıldızlardık
o zaman

nokta

8 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Dolo dolu haftasonu…

Uzun uzuuun yazışmaların sonrasında Cumartesi günü blog dostlarımızla toplandık. Hande-Cem(Jim), Berna-Can, Ebru-Rima ve Serap-Kerem(her ne kadar Kerem’i tanıyamasak da) Zuzu’da beraberdik. Minikler oyun odasında çok da birbirleriyle ilgilenmeden, kendilerince takılsalar da biz anneler bir araya gelebilmenin tadını çıkardık. Birbirini tanımayan bizlerin beraberlerken konuşacak bir sürü mevzusunun olması şaşırtıyor beni… ki ben çok konuşkan değilimdir ilk tanıdığım insanlarla bir araya gelince; bundan sebep tocamın “bayan protokol” yakıştırmasına maruz kalmışlığım vardır… Yakıştırmamı kulak arkası edip sımsıcak bir sohbetin içinde buluverdim kendimi… Miniklerse hallerinden memnun ya boya derdinde, ya at tepesinde… İşte bu güzel günden, güzel bir kare…

Pazar sabahı ise kahvaltı sonrası bünyeye yerleşen n’apsak da günü değerlendirsek serzenişleri bizim de anlamadığımız bir gelişme hızıyla kendimizi Fener-Poyrazköy’de bulmamıza neden oldu.

“Meyletti yanağından ışık saçan gümüş göğüslü yare
Gönül kelebeği uçup kondu şimdi fenerden fenere”

75 metre daracık merdivenlerden tırmanarak çıktığımız fenerde gözlerimin mavisi karıştı sanki boğazın mavisine… meylettim denizin sakinliğine…

Okul öğrencilerinin şehir yakınlarında götürüldüğü gezelim-görelim turlarındaki haşarı çocuklar gibi kikirik kikirik indik Fener’den…

Lâl’in uyanmasıyla sonlanan Fener gezimiz Poyrazköy’de iyot ve yosun kokulu salaş bir balıkçı lokantasında midelere şenlik devam etti… Balık ve türevlerinden pek haz etmeyen şahsımın balıkçı lokantalarında neden mutlu olduğunu da anlamış değilim ya neyse ki kızım babasına çekmiş olsa gerek : )

Lâl’in geçtiğimiz hafta evin penceresinden bakarken gördüğü ve tanıştığı uçurtma ise hepimizin özlemini duyduğu bir aktiviteymiş meğer. Baba, dayı, dia, tertan ve filiz teyze sahilde çocukluklarına dönerken, Lâl kavramsal olarak uçurtmayla ilgilenmiş ama kumlarda yürümeyi daha cazip bulmuştu.

Kumdan ve denizden ayrılamadık…

4 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Anneler günü @Sapanca

Bir demet papatya sen tarafından seçilen
Bir çığlık “anneye hüpyiiis yaptıım beeen”
Bir anne otel balkonundan yarı belinde sarkan, böbür böbür [o papatyaları kucağında taşıyan var ya, işte o benim kızım]
Bir baba en incesinden
Bir anneler günü ilk sen’den

Raporlu yattığım günlerin acısını çıkarırcasına, kendime yaptığım bakım kürlerinden sonra neredeyse tocanın vetosuna uğramak üzere olan Sapanca kaçamağımızı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Sonunda gezmek var ya, vetoyu yememek için ilaçlarımı dakikası dakikasına aldım, iki gün yattım, üç öğün yemeğimi yedim, ne yalan söyleyim ağır ablalar gibi sabah uyanınca ilk iş şalımı bile attım omuzuma…

Sapanca’da Ela’larla buluşup otelimize yerleştikten sonra attık kendimizi göl kenarına…

Ördekleri besledik, serçelerle şakıdık, çiçekleri kokladık…

Kah bıcırıkları iskele üstünde yakaladık… kah attık kendimizi salıncaktaki esintiye…

Babamızın kulağına [hapşuuuu] yapıp, sadece kendimizin eğlendiği ve bildiği bir oyun yarattık…

Top oynadık… yuvarlandık…

Puset ve şapka krizi yaşadık ama uzlaştık…

Pipetle meyve suyu içmeyi öğrendik (bknz: üzerindeki lekeler), kaykayda kay-a-madan dikildik…

En kötü günümüz böyle olsun dedik…

Veee buz dağının arkası

İlk defa kendi yaşıtından biriyle bu kadar uzun zaman geçiren miniklerin kriz anları da olmadı değil.

Ela neredeyse hiç yemek yemedi, ilk gittiğimiz gece hiç uyumadı.

Lâl “evimise gidelim yataaamda uyumak istedim ben” diye tutturdu.

Ela göle düşme tehlikesi atlattı, iplerde asılı kaldı. Duyarsız halkımız benim çığlıklarım karşısında değerli totolarını kımıldatmadı bile.

Yemeğe gittiğimiz akşam Lâl pusetini Ela’yla paylaşmak istemedi. Yaygara yapan Ela’yı yatıştırmaya çalışan Selda’nın tahammül sınırları zorlanmaya başlayınca Ela’yı dışarı çıkarıp oyaladım biraz. Yerimizde döndüğümüzde Lâl bana yapıştı, [Lâl de ağliiyoo anne] … Buradaki –de takısının önemi büyük. Sadece [Lal ağlıyor] demiş olsaydı sıradan bir ağlama olduğunu düşünecektim. –de kullanarak, Ela ağladığı için onunla ilgilendiğimi düşünen bıcır kendisi de aynı taktikle ilgi toplayacağını anlamıştı.

Komşunun tavuğu komşuya kaz misali; Ela, neredeyse aynı şapkadan kendinde olduğu halde ısrarla Lâl’inkini takmak istedi, Lâl vermedi, Ela ağladı, Lâl ağladı… Uzun süre yatışmadılar… Öyle ki Lâl uyukusunda [O Lâl’in] diye sayıkladı.

Otelden ayrılma saatimiz Lâl’in uyuku saatine denk geldiği için Lâl’i yatağından ayıramadık. [Buydaa uyumak istedim ben] isteğine karşılık, babasının [Lâl biz gidiyoruz, sen arkamızdan otobüsle gelirsin artık] açıklamasına el sallayarak [hoçççakalııın] dedi : ) maalesef cikletle kandırma yoluna giderek odadan ayırabildik.

5 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Bugün

Bugün anne-yarısı’nın noungünü.

Lâl, teyzesini telefonda tebrik eder [İykiii dooodun Ayçe Laaal]

N’apsın, kısa süre önce ona verilen bilgi bu kadardı :))

Canım, mutlu seneler. Hayatında hep dolphinli hüpyisler olsun :)

2 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Keyf-i hallerimiz

Dört gün tatil, bloggerların buluşma programı, tül-perdeler de çok kirlenmiş hazır evdeyken yıkanmalı, misafir ağırlanmalı, yağışlı haftasonu haberleri, blogger programının iptali, kendimi iyi hissetmiyorum vitamine mi başlasam, dur kızım asılma, zeytinyağlı barbunya, fırında çipura, otrivine, tamam Lal’cim parka da gidelim, öküzgözü-boğazkere, kahvaltıda dia’ya, calcium-sandoz, derbi izlenmeden hafta bitmez, yorgun hissediyorum, süpriiiz biz geldiiik, selpak getirsene, ıhlamur da pek sevmem ama, evet biraz üşüttüm galiba, Lâl’cim baban şehirdışına çıktı ya bugün hüpyis getiremeyecek, doktora mı? ne gerek var, aspirin plus c, yok hala iyi değilim sanki dayak yedim, peki gideyim, öhööö öhööö, akciğer filmi, rapor, zatürre başlangıcı, bir torba dolusu antibiyotik, terazi lastik jimnastik : )

4 Yorum Bu Yazıyı Diggle!

Sonraki Sayfa »